Öküzgözü Hangi Üzüm Çeşididir?
Bir akşam, Kayseri’nin sokaklarını adımlarken, birden önümde beliren üzüm bağları bana çok eski bir hikayeyi hatırlattı. Anlatmak zor, çünkü bu hikaye bana sadece bir üzüm çeşidinin adını değil, içinde kaybolmuş umutları, kaybolmuş anıları da hatırlatıyor. Yılın bu zamanı, her şeyin sararıp solduğu, sonbaharın hafif melankolisinin insana çöktüğü zamanlar… Ve her yıl olduğu gibi, bu dönemde üzüm bağlarına bakarken yine hep aynı soruyu kendime sorarım: Öküzgözü hangi üzüm çeşididir?
Bunu sorarken bir yandan bir iç çekiş, bir yandan da heyecan hissi karışır içimde. Çünkü bu sorunun cevabı sadece üzümle ilgili değildir; beni geçmişimle, köklerimle, geçmişin izleriyle yüzleştirir.
Üzüm Bağlarındaki Sessizlik
Bir sabah, annemle birlikte üzüm bağlarına gitmiştik. Annem, yıllardır bağcılıkla uğraşır. Kendi elleriyle yetiştirdiği üzümler, tarlalardan soframıza gelene kadar tüm emeklerini taşır. O gün, biraz daha yalnız kalabilmek için annemden uzaklaşmak istedim. O yüzden, bağın köşesindeki eski taş duvarın dibine oturdum. Üzümlerin buruk kokusu, bir yandan beni geçmişe doğru sürüklüyordu. Öküzgözü deyince, annemle konuşmalarımda bu üzümün ne kadar özel olduğunu her defasında duyduğum bir şeydi. O kadar dikkatle dinlemişim ki annemin her kelimesini; belki de işin içinde, o zamanlardan gelen duygular vardı.
Öküzgözü, Kayseri ve çevresinin gurur kaynağıydı. Ama bence o üzüm, sadece bir üzüm çeşidi değil, kaybolmuş bir zamanın izleriydi. Annem her zaman “Öküzgözü öyledir işte, büyük, güçlü ve tatlıdır” derdi. Ama ben bu tanımı hep yetersiz bulmuşumdur. O kadar basit bir tanım, ne kadar derin olabilirdi ki? Üzüm bağlarının gölgesinde bir süre oturdum, kendi içimde beliren sorularla yüzleştim.
Bir Kırılma Anı: Geriye Dönüş
Bir gün, annem ve babamla birlikte bağda çalışırken, babamın öne sürdüğü bir söz, derinden vurmuştu. “Öküzgözü, aslında geçmişin bize bıraktığı bir hediye gibi. Ama biz, bu mirası ne kadar doğru sahiplenebiliyoruz?” dedi. Bu cümle beni o kadar etkilemişti ki, sabahın erken saatlerinde, o anı tekrar düşündüm. O üzüm, Kayseri’nin en sevilen çeşidi olmasına rağmen, ben bile, çoğu zaman o “güçlü” ve “tatlı” tanımından fazlasını beklememiştim.
Bunun aslında bir kayıp olduğunu o an fark ettim. Kendimi üzüm tanelerinin arasında kaybolmuş gibi hissediyorum. Ya da belki de… Kaybolan bir şey vardı ve o da annemin yıllardır bana öğrettiği özenli bakış açısıydı. Her şeyin bir anlamı olması gerektiğini düşündüm. Öküzgözü de bu anlamlardan biriydi ama nedense hep yüzeyine odaklanmıştım: Tatlı, güçlü, büyük… Hep tanımlanabilir kelimeler, hep matematiksel bir bakış açısı.
Öküzgözü ve Ben: Bir Anlam Arayışı
O gün bağda geçirdiğimiz birkaç saat sonrasında, akşam yemeğine oturduk. Tüm aile masanın etrafındaydık. Annem yine bize her yıl yaptığı üzüm şaraplarından ikram etti. Yavaşça bir kadeh içtim ve gözlerim bir anda bağlara odaklandı. İçimden, “Öküzgözü hangi üzüm çeşididir?” sorusunu tekrar sordum ama bu kez cevap, basit bir kelime ya da tanım değildi. O üzüm, sadece büyük, güçlü ve tatlı olmakla kalmamıştı; aynı zamanda bağlı olduğum toprakların, benim de köklerimi aradığım bir sembolüydü.
Annemin yüzüne bakarak, “Gerçekten ne kadar özel olduğunu düşünüyor musun?” diye sordum. Annem uzun süre sustu, sonra bana doğru bakarak cevap verdi: “Öküzgözü, toprağını bilmeyen, onunla büyümeyen, ona emek vermeyen biri için sadece bir üzüm çeşidi olur. Ama sen büyüdüğün topraklarda, ona sahip çıkan biri için, bu üzüm her şeydir.” O anda anlamıştım. Öküzgözü, sadece bir üzüm değildi. Bunu tam olarak söyleyemesem de, içimde bir kırılma noktası olmuştu. Hani bazen bir şarkı, ya da bir cümle, hayatınızdaki bir boşluğu öyle güzel bir şekilde doldurur ki, farkında olmadan ne kadar eksik kaldığınızı hissedersiniz. İşte o an, eksikliğimi hissettim. Öküzgözü, toprakla, zamanla ve geçmişle bağ kurmayı öğrenmemin simgesiydi.
Gözyaşları ve Bir Anlamlı Kadeh
O günün sonunda, annemin hazırladığı yemekle birlikte şarap kadehimi kaldırdım ve “Sağlık olsun, bu topraklara minnettarız” dedim. Ailem, gülümsedi. Ama ben o an, Kayseri’nin bu topraklarına, o üzüm bağlarına olan bağlılığımı bir kez daha içimde hissettim. Öküzgözü’nün içindeki tatlılık, güçlü yapısı, büyüklüğü… Hepsi, aslında bir yolculuktu. Bir anlam arayışıydı. O üzüm sadece tatlı değildi; bana hayatın ne kadar tatlı, aynı zamanda ne kadar zorlu olduğunu hatırlatıyordu.
Bir yudum daha içtim ve gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Belki de geçmişe, kaybolmuş bir zamana veda ediyordum. O üzüm çeşidi, sadece bir şarap malzemesi değil, benim içimdeki boşluğu, geçmişin kaybolmuş izlerini anlatan bir metafordu.
Sonuç Olarak
Kayseri’nin bağlarında bir yudum şarap içmek, sadece o üzümün tadını almak değil, aynı zamanda içindeki geçmişi ve geleceği de hissetmek demekti. Öküzgözü hangi üzüm çeşididir? sorusu basit bir cevaba sığmazdı. O üzüm, sadece bir çeşit değil, geçmişin yansımasıydı. Her taneleri, benim hayatımın, annemin ve babamın, köyümün ve bu toprakların bir parçasıydı.
Öküzgözü, bazen sadece büyük ve güçlü değil, aynı zamanda bizi biz yapan, bizi içten içe büyüten, geçmişin izlerini taşıyan bir üzüm çeşidi…