İçeriğe geç

Jan Piaje kimdir ?

Jan Piaje kimdir? (Ve neden İzmir’de bir kafede otururken bile zihnimize sızmayı başarıyor?)

İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Kafamın içinde sürekli bir iç ses var; bazen “şu işi erken hallet”, bazen “çayı ikinci dem alırsa daha mı iyi olur?” diye tartışıyor. Bir de işin tuhaf kısmı şu: İnsan bazen kendi hayatını çözmeye çalışırken bir bakıyor, 20. yüzyıldan bir İsviçreli psikolog gelip beyninin orta yerine sandalye kurmuş oturuyor. Adı: Jean Piaget.

Şimdi dürüst olalım… “Jan Piaje kimdir?” diye Google’a yazan herkesin kafasında aslında şu var: “Bu adam benim çocukluğumu neden bu kadar iyi biliyor?”

Çünkü mesele sadece bir bilim insanı değil. Mesele, senin 7 yaşında mahallenin bakkalından çikolata çalarken yakalanınca kurduğun mantığı bile açıklayabilen bir zihinsel harita.

Jan Piaje kimdir? (Biraz ciddiyet, biraz da mahalle kafası)

Değerli ziyaretçiler, Kuzeykurye ekibi bu yazısında “Jan Piaje kimdir” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.

Jean Piaget, çocukların nasıl düşündüğünü, nasıl öğrendiğini ve dünyayı nasıl “kendi kafalarına göre” inşa ettiklerini inceleyen bir psikolog. Ama bunu öyle sıkıcı laboratuvar diliyle değil, resmen “çocuğun kafasının içinde küçük bir mühendis var ve sürekli ev yapıyor” mantığıyla anlatıyor.

Şimdi İzmir’de bunu düşün. Karşıyaka vapurunda oturuyorsun, simidini martılardan korumaya çalışıyorsun. Yanındaki çocuk “Anne neden deniz tuzlu?” diye soruyor. Anne de “deniz işte” diyor. Piaget ise orada olsaydı muhtemelen içinden şunu derdi:

“İşte bu çocuk şu an dünyayı aktif olarak inşa ediyor.”

Ben ise içimden şunu derim:

“Ben de inşa ediyorum ama kredi kartı borcu üzerine.”

İki farklı yaklaşım, iki farklı evrim basamağı.

Piaget’in asıl olayı: Çocuğun kafası bir şantiye

Piaget’e göre çocukların zihni sabit değil. Sürekli değişiyor, gelişiyor, eski bilgiyi yıkıp yenisini yapıyor. Bu süreçte iki önemli kavram var:

Özümseme (assimilation)

Uyumsama (accommodation)

Ama bunu akademik anlatırsak sıkıcı olur. O yüzden İzmir versiyonunu düşünelim:

Sen 10 yaşındasın. İlk defa lahmacuna acı sos döküyorsun. “Bu ne güzelmiş” diyorsun. Beynin diyor ki:

“Tamam, yeni bilgi: Lahmacun + acı = mutlu çocuk.”

İşte özümseme bu.

Ama bir gün aşırı acı sos döküyorsun, gözlerin yanıyor, ağlıyorsun. Beyin diyor ki:

“Dur… eski bilgi yetmedi. Modeli güncelliyoruz.”

İşte uyumsama bu.

Yani aslında Piaget demek, hayatı sürekli “güncelleme isteyen telefon uygulaması” gibi görmek demek.

Gelişim evreleri: İzmir’de büyümenin Piaget karşılığı

Şimdi gelelim işin en eğlenceli kısmına. Piaget’in dört gelişim evresi var. Ama ben bunları akademik anlatmayacağım. Çünkü İzmir’de 25 yaşında yaşayan biri olarak elimde tek kaynak var: sokak, kahve ve biraz da kendimle dalga geçme yeteneği.

1. Duyusal-motor dönem (0-2 yaş): “Ben buradayım ama neden?”

Bebek düşüncesi basit: Dünya var, ben varım, bir de ağlamak var.

İzmir versiyonu:

Bebek halimle Karşıyaka’da yaşıyorum ve tek derdim şu:

“Bu ses nereden geliyor? (muhtemelen martı)”

Piaget der ki: Bebek nesne sürekliliğini öğrenir. Yani bir şey gözden kaybolsa da var olduğunu anlar.

Ben bebekken muhtemelen şunu keşfettim:

“Annem mutfaktan çıkınca yok olmuyor, sadece çay koyuyor.”

2. İşlem öncesi dönem (2-7 yaş): “Her şey canlı ve biraz dramatik”

Bu dönem çocuklar hayal ile gerçeği karıştırır.

Ben 5 yaşındayım:

“Bulutlar bana bakıyor olabilir.”

İzmir versiyonu:

Gökyüzüne bakıyorum, güneş batıyor.

İç ses:

“Kesin güneş bana küstü.”

Piaget burada der ki: Çocuklar sembolik düşünmeye başlar.

Ben derim ki:

“Ben zaten o yaşta tiyatro yazıyormuşum ama sahne yokmuş.”

3. Somut işlemler dönemi (7-11 yaş): Mantık devreye giriyor ama seçici

Bu dönemde çocuklar artık daha mantıklı düşünür.

Ben 9 yaşında:

“Eğer iki simit yediysem daha çok tok olurum.”

İzmir versiyonu:

Bunu bilim sanıyorum.

Piaget’e göre artık sınıflandırma, sıralama gibi beceriler gelişir.

Benim versiyonum:

“Arkadaşlar iki gruba ayrılır: simit sevenler ve yanlış yaşayanlar.”

4. Soyut işlemler dönemi (11 yaş ve sonrası): Overthinking DLC’si

İşte asıl tehlikeli dönem.

Artık insan şunu yapabilir:

Varsayım kurar

Geleceği düşünür

Gece 3’te neden hayatı sorguladığını anlamaz

Ben İzmir’de 25 yaşındayım ve bu evredeyim. Ama Piaget olsaydı muhtemelen şöyle derdi:

“Birey artık soyut düşünür.”

Ben:

“Birey artık ‘acaba mesajı yanlış mı attım’ diye 2 saat düşünür.”

Günlük hayat ve Piaget: İzmir sokaklarında zihinsel deneyler

Geçen gün Alsancak’ta yürüyordum. Bir kafe gördüm, camda “mutluluk burada” yazıyor.

Beynim:

“Bu bir sembol.”

Piaget:

“Evet, anlam oluşturma süreci.”

Ben:

“Ben sadece kahve istiyorum.”

İşte Piaget teorisi tam burada devreye giriyor. Çünkü biz aslında her şeyi yorumluyoruz. Çocukken oyuncaklarla, büyüyünce faturalarla.

Bir arkadaşım var, sürekli “ben artık değiştim” diyor.

Piaget olsa derdi:

“Adaptasyon süreci devam ediyor.”

Ben derim:

“Sen sadece kahveye zam gelince sinirlenmişsin.”

Zihin şemaları: Hepimizin içindeki gizli klasörler

Piaget’in en önemli fikirlerinden biri “şema” kavramı. Yani beynin bilgi klasörleri.

Mesela:

“Kedi” şeması: miyavlar, sevimli, tırmalar

“Öğretmen” şeması: not verir, konuşur, bazen korkutucu

Ama İzmir versiyonu biraz daha karışık:

“Köpek şeması”: sokakta görünce sev, ama bazen kaç

“Dolmuş şeması”: hızlı, kalabalık, biraz macera

Benim beynimde ayrıca özel bir klasör var:

“Hayat neden böyle?” klasörü. Sürekli açık.

Piaget bugün yaşasa ne görürdü?

Muhtemelen şunu:

2 yaşındaki çocuk tablet kaydırıyor

5 yaşındaki çocuk YouTube algoritmasını çözüyor

10 yaşındaki çocuk “content creator” oluyor

Ve Piaget şöyle derdi:

“Teorimi güncellemem lazım.”

Ben ise şunu derdim:

“Ben kendimi güncelleyemiyorum, çocuklar app hackliyor.”

Modern eleştiriler: Piaget her şeyi doğru mu bildi?

Bilim dünyası diyor ki: Piaget çok önemliydi ama her şeyi tam açıklamadı.

Mesela çocuklar bazen onun düşündüğünden daha erken mantık kurabiliyor.

Ama dürüst olalım:

Biz yetişkinler bile bazen “çamaşır makinesi neden ses yapıyor” diye Google’a soruyoruz.

Yani mesele yaş değil, kafa karışıklığı.

İzmir kafasıyla Piaget’i anlamak

İzmir’de büyümek biraz Piaget deneyine benziyor:

Çocukken sokakta öğrenirsin

Gençken kendini çözmeye çalışırsın

Yetişkin olunca “ben neden böyleyim” diye düşünürsün

Ve Piaget sanki kenarda oturup çay içiyormuş gibi hepsini izler.

Ben bazen düşünüyorum:

“Acaba Piaget İzmir’de büyüseydi teorisini daha mı eğlenceli yazardı?”

Muhtemelen evet.

Çünkü Alsancak trafiğinde beklerken bile insan soyut düşünmeye başlıyor.

İç sesle final düşünceler

Kafamın içinde iki ses var:

Biri diyor ki:

“Piaget’i çalış, çok önemli.”

Diğeri diyor ki:

“Dürüst ol, sen şu an sadece kahve içmek istiyorsun.”

İkisi de haklı.

Çünkü Jean Piaget aslında bize şunu anlatıyor: İnsan, dünyayı sürekli yeniden kuruyor. Bazen çocukken oyuncaklarla, bazen büyüyünce düşüncelerle, bazen de İzmir’de bir vapur beklerken kendi kafasında kurduğu senaryolarla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betci güncel girişbetexper.xyz